SEVME SANATI – ERICH FROMM

SEVME SANATI – ERICH FROMM

Sayfa sayısı: 125
Format: Karton kapak
Yayınevi: Payel Yayınları

 

Arka Kapak 

“Sevgi”, insanoglunun gelişmesinin ilk dönemlerinden başlayarak günümüze dek yaşayabilen vazgeçilmez bir duygu, anlam dolu bir sözcük. Hiç kuşkusuz, insanlar varoldukça yaşayacak. Tüm çabalar, uğraşlar, tutkular, yaratılan tüm sanat yapıtları bir anlamda hep sevgisiz kalmamak için belki de. Sevgiyi yaşarken kendimizden geçer, yokluğundaysa hastalanırız. Onu bastırdıkça daha çok özlemini çeker, gizledikçe değişik görünümlerin içine gireriz. İnsanların doğumlarından ölümlerine dek özlemle istedikleri, bekledikleri, elde edebilmek için her şeyi göze alabildikleri, bazen de değerini bilmedikleri bir duygu, sevgi. Tüm şarkıları, romanları, filmleri, düşlerimizi dolduran, tüm sanat yapıtlarına konu olan sevgi, insanların, doğal olarak yaşayageldiği bir olgu mu? Herkes -bir çiçeği, bir çocuğu, işini, güneşi, insanı- sevebilir mi? Sevgiyi herkes gerçekten duyabilir mi? Belki bu sorulara geçmeden önce sevgiyi tanımlamak gerekecek. Evet, nedir sevgi? Bir yeti midir? Bu doğal hak, giderek elimizden alınmakta mıdır? Ve biz, bunları biliyor muyuz? Erich Fromm, bu yapıtıyla işte bu soruları yanıtlıyor, sağlıklı ve hastalıklı sevginin ne olduğunu, ona neden büyük bir istekle sarıldığımızı, neden insanın bir varolma sorunu haline geldiğini anlatıyor. Anne sevgisinden başlayarak cinsel sevgiye dek uzanan yolda, sevginin ne gibi güçlüklerle karşılaştığını, bu engellerin hangi ruhsal ve toplumsal koşullardan kaynaklandığını gösteriyor. Çağdaş Batı toplumlarında sevginin yozlaşmasının nedenlerini irdeleyerek, bu güzel olgunun yaşanabilmesinin bilimsel temellerini gösteriyor.

 

Yorum :

  Kitabın adı ve kapağı ne kadar olumlu bir hava içerisine soksa da ben bu tarz kitapları okumakta biraz çekingen davrandığımı söyleyebilirim. Çünkü bu tarz kitaplarda kendi duygularınızı, hislerinizi görüp onları tekrar yaşamak tuhaf olmakla birlikte işin içine bilimsellik de girdi mi ister istemez duygularınızı ve düşüncelerinizi sorguluyorsunuz. Bu elbette kötü bir şey değil fakat insanın bu tür konularda kendisiyle yüzleşmesi dediğim gibi biraz tuhaf. Neyse ki bu okumamıza engel değil.

   Fromm, kitabında öncelikle kendi sevgi kuramından bahsediyor ve sevme eyleminin bir sanat olup olmadığını tartışıyor. Bu tartışma inanıyorum ki benim gibi sizleri de çok etkileyecek ve kitabı okurken heyecanınız daha da artacaktır. Fromm, sevme eylemini o kadar dikkatli anlatıyor ki bu eylemin inceliklerini, kritik noktalarını gördükçe bunun bir sanat olduğuna ikna oluyorsunuz.O, tüm bunları anlatırken sizde günümüz insanı ile sevgi arasındaki uçurumu hissediyor ve kitapta bahsedildiği gibi insanın var olma sorununun aslında sevgi eksikliğinden kaynaklandığını görüyorsunuz. Var olma sorunu demişken, sahi bu kavramdan ne anlıyoruz. Koca bir kalabalık arasındaki yalnızlık mı? Kendine karşı yabancılık mı? Yoksa bize bahşedilen zamanı kısır döngü içerisinde tüketmek mi? Eminim içinde bulunduğumuz çağ için fazlasıyla tanım vardır. Ama ne yazık ki buna karşılık insanoğlunun herhangi bir gayreti var mı bundan emin değilim.

 

 

     Bir de verme eyleminden bahsediyor fromm. Ama burada kastedilen günümüzdeki çıkar ilişkilerindeki verme eylemi gibi değil. Daha çok karşılık beklemeden vermek. Almaktan çok vermek…

Peki insan başkasına ne verir? İsterseniz onu da Fromm’dan dinleyelim…

” Kişi başka birisine ne verir? Kendisinden verir; kendisinde bulunan en değerli şeyden, yaşamından verir. Bu, o kimsenin yaşamını öbür insan uğruna harcaması demek değildir, – kendi içinde yaşattıklarından vermesi demektir, sevgilerinden ilgilerinde, anlayışından, bilgisinden, nüktesinden, üzüntülerinden – içinde yaşayan şeylerin dışa dökülen her türlü belirtisinden bir şeyler verir karşısındakine…”

    Kitabın ilerleyen kısımlarında sevgi çeşitlerinden de söz ediliyor. Kardeş sevgisi, Anne sevgisi, Cinsel sevgi, Kendini sevme ve Tanrı sevgisi. Okuduğunuzda bu sevgi çeşitlerinin birbirlerinden ne kadar farklı olsa da derinlere inildikçe ortak bir paydada buluştuğunu göreceksiniz.Son bölümde ise sevginin uygulanışından bahsediliyor. Fromm, bunu toplumu analiz ederek ve bazı kritik noktalara ışık tutarak alternatif yollar üzerinden bizlere anlatıyor.

  Çoğu insanın hayatına dokunacağını düşündüğüm bir kitap. Sevgi hakkında bir şeyler bilsek de, uygulamaya çalışsak da bazen afalladığımızı inkar edemeyiz. O yüzden farkındalığınızı artırmak için okumanızı tavsiye ederim. Umarım okuduğunuzda hayatınızda olumlu değişimler olur. Sevgiyle kalın…

İyi Okumalar…

 

Alıntılar:

” Yalnız geçmişte kesinlik vardır, gelecekteki tek kesin şey ise ölümdür.”

” Korkmak ya da çekinmek değildir saygı; sözcüğün köküne göre bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir. Bu anlamıyla saygı kişinin çıkar için kullanılamayacağını gösterir.”

”Saygı ancak özgürlüğün bulunduğu yerde vardır.”

” İlgiyle kazanılmamışsa bilgi de boştur.”

” Olgunlaşmamış sevgi ” Seni sana gereksinmem olduğu için seviyorum.” der. Olgun sevgi, ”Seni sevdiğim için sana gereksinmem var.” der.”

”Eğer birisini gerçekten seviyorsam herkesi severim, yaşamı severim. Başka birisine ” seni seviyorum” diyebilirsem, ” Sende herkesi seviyorum, seninle bütün evreni seviyorum, sende kendimi seviyorum” diyebilmem gerekir.”

” Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak demek değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa o duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz?”

” Gerçekten dinsel olan ekinlere(kültürlere) bağlı kişiler, sekiz yaşındaki bir çocuğa benzetilebilirler; bu yaştaki bir çocuk babasının yardımına bir gereksinme duyar ama onun öğütlerini, ilkelerini kendi yaşamında uygulamaya yeni yeni başlamıştır daha. Çağdaş insan ise daha çok üç yaşındaki bir çocuğa benzer; gereksinmesi o

lduğu zaman baba diye bağırır; gereksinmesi yoksa, kendi oyununu oynamaya devam eder.”

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir