Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

 

Arka Kapak Bilgisi

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum ‘Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulanmadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlaması zor sorular soruyor.

 

YORUM

Çoğu okurun diline pelesenk olmuş ve benim büyük bir beklenti ile başladığım bir başyapıttır Kürk Mantolu Madonna. Beklentimi karşıladı mı ? Elbette, fazlasıyla hem de. Bu kitabı okuyan çoğu kişi kitapta kendini bulduğunu söyler. Keza bu durum benim içinde fazlasıyla öyle oldu. Okuduğum kitaplar arasında hiçbir kitap Kürk Mantolu Madonna kadar örtüşmemişti hayatımla. Gerek yaşanan olaylar gerek hissedilen duygular olsun ister istemez kendimi kitabın içinde buldum. Hal böyle olunca kitabı elinizden bırakamıyorsunuz tabi.

Sabahattin Ali’nin dili yalın diyebiliriz. Bir Sait Faik dili gibi değil en azından. Bazı cümleleri defalarca okumak zorunda kalmıyorsunuz çok nadir de olsa. Bu nedenle okurken güçlük çekmeyeceğiniz, gayet akıcı bir kitap. Okuduğunuz takdirde ne kadar duygu yüklü olduğunu ve gerek psikolojik tahlillerle gerek betimlemelerle beğeninizi kazanacağını görebilirsiniz. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim…

Rasim 20’li yaşlarda işsiz bir gençtir. Bir gün eski arkadaşı Hamdi Bey ile karşılaşır ve arkadaşı Rasim’in iş sıkıntısını çözer ve  Rasim’e bir oda verir. Rasim artık bu iş yerinin köklü bir emektarı olan Raif Efendi ile aynı ortamda çalışmaktadır. Raif Efendi kendi halinde, sessiz, çevresi ile pek ilişki kurmayan bir adamdır. Şirketin verdiği işleri yapar ve bazen dolabında sakladığı defteri çıkarıp okur. Rasim, defalarca Raif Efendi ile konuşma çabasına girer fakat bir netice alamaz. Günler geçtikçe Raif Efendi işe gelmemeye başlar ve bu gittikçe sıklaşır. Bunun üzerine Rasim ister istemez meraklanır ve Raif Efendi’nin evine gitmeye karar verir. Raif Efendi hastalanıp, yataklara düşmüştür. Raif Efendi’nin halini ve ailesinin bu adama karşı olan samimiyetsizliğini gören Rasim, ziyaretleri sıklaştırır. Raif Efendi fani dünyadaki süresinin dolduğunu anlar ve şirketteki eşyalarını getirmesini Rasim’den rica eder. Rasim istenileni yapar, eşyaları getirir. Getirdikten sonra Raif Efendi yıllardır sakladığı defteri Rasim’den sobaya a

tıp yakmasını ister. Fakat Rasim defteri okumakta ısrarlıdır ve Raif Efendi’den izin aldıktan sonra başlar okumaya…

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir