Sabahattin Ali – İçimizdeki Şeytan

Sabahattin Ali – İçimizdeki Şeytan

 

Kitabın Adı: İçimizdeki Şeytan

Yazar: Sabahattin Ali

Baskı Tarihi: Ağustos 2017, İstanbul

Sayfa Sayısı: 255

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Kitabın Türü :Roman, Edebiyat

 

Arka Kapak

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizdeki şeytan yok… İçimizdeki aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”

Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali.

Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan”a keskin bir bakış.

 

Yorum

Kitabı çok değer verdiğim bir arkadaşım hediye etti. Kendisi daha önceden kitabı bana tavsiye etmişti fakat bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Neyse ki onun sayesinde elime geçti ve okudum. Bu güzel kitap için tekrar teşekkür ederim.

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin okuduğum ikinci kitabı. Tekrar kendisine hayran kaldım ve okudukça yazarı daha iyi tanımaya başladım. Sabahattin Ali bu romanında insanın nasıl bir mahluk olduğunu, iyinin ve kötünün ayırımını, hatta iyinin; neye, kime göre iyi veya kötü olduğunu ve insanın, iradesini bir türlü kullanamamasını felsefi bir havayla bizlere anlatıyor. Ayrıca yazar, kitabın bir bölümünde dinciliğe karşı bir eleştiride bulunuyor. “İnsanın en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.”

Bu kitap hakkında yapılan analizlere göre Sabahattin Ali, bu romanı ile dönemindeki diğer aydınlara göndermelerde bulunuyor. Söylenenlere göre ana karakter Ömer, Sabahattin Ali’dir. Ömer’in yakın arkadaşı Nihat ise Nihal Atsız’dır. Zamanında gerçekten de Sabahattin Ali ile Nihal Atsız arkadaşlarmış üstelik. Romanın bir diğer karakteri İsmet Şerif ise gerçekte Peyami Sefa’dır. Şair olarak yergiden payını alan Emin Kamil ise Necip Fazıl’dır.(Bakınız) Görüldüğü üzere yazar kurgusuyla dönemindeki aydınları eleştirmiştir. Ayrıca kitapta psikolojik, sosyal ve felsefi çözümlemeler de mevcut.

Kurgu oldukça sürükleyici. Dili oldukça iyi kullanan yazar, sizi meraklandırıyor ve düşündürüyor. Ayrıca vermek istediği mesajın üstünde o kadar ısrarla duruyor ki ders çıkarmamak mümkün olsun. Büyük bir zevkle okuduğum bu kitabı herkese tavsiye ederim iyi okumalar.

Vapurun güvertesinde Ömer ile Nihat sohbet etmektedirler.Bu sohbet esnasında Ömer, biraz ileride Macide’i görür ve daha önce görmediği bu güzel kıza sırılsıklam aşık olur. Ömer daha sonra Macide’nin yanında kendisinin uzaktan akrabası olduğu bir kadını görünce derhal ikisinin yanına gider ve bu karşılaşma sayesinde Macide ile tanışır. Uzaktan akraba olduklarını tanıştıktan sonra anlarlar. Teyzesinin evinde kalan Macide, yaşadığı bazı sarsıcı olaylardan sonra bu evden ayrılmaya karar verir ve kapıdan çıkarken Ömer ile karşılaşır…

 

 

Ömer istediği bir hayatı yaşamak için çabalayıp dururken adeta bir taraftan diğer bir tarafa sürüklenip durur. Kendi iradesiyle karar almasını beceremez. Bu yüzden başkalarına muhtaç olmuştur. Macide’i sevmesinin nedenlerinden biri de budur belki. Ömer, yaşadığı birçok olay içerisinde aleyhine olanlarını içindeki şeytana atfetmiştir. Bu yüzden sürekli olarak kendisiyle çatışmıştır. Başında gelen kötü olaylardan kendisini sorumlu tutmamış, kötü olarak gördüğü kişilerin, olayların içine dahil olmuştur. Bu konuda iradesini kullanamayıp, kötü sonuçlanan olayları umarsız bir şekilde içindeki şeytana bağlamıştır…

 

Alıntılar

”Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görünmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?”

 

” Hayat dediğin başka nedir ki zaten? Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız. Her hadisenin insanı eğlendirecek bir tarafı vardır.”

 

”Birbirimize söyleyecek bir şeyimiz yok muydu? Neden?.. Neden uzun uzun dertleşemedik? Belki o

zaman birçok şeyler başka olurdu…”

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir