Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

 

Kitabın Adı: Nietzsche Ağladığında

Yazar: IRVIN D. YALOM

Baskı Tarihi: 2018, İstanbul

Sayfa Sayısı: 430

Yayınevi: AYRINTI Yayınları

Kitabın Türü :Roman, Edebiyat

 

 

Arka Kapak

Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek…

Sahne

Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler

Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor. Daha sonra, “Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?” diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri.

Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.

Konu Ümitsizlik.

Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. “Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin” der. Breuer, Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla “peki” der. Böylece varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere…

 

 

Yorum

Kitap kalın olduğu için biraz ön yargılıydım doğrusunu söylemek gerekirse fakat uzun olmasına rağmen büyük bir zevkle okudum. Oldukça akıcıydı. Dolayısıyla kitabın kalın olması gözünüzü korkutmasın.

Kurguya gelecek olursam, olaylar zihninize çok çabuk oturuyor ve kendinize romandaki doktor-hasta ilişkisinde bir yer bulabiliyorsunuz. Bu sayede kitabın gelecek bölümlerini beklerken sıkılmıyorsunuz aksine merakınız gittikçe artıyor.

Yalom, seçtiği karakterlerle bütünlüğü gayet iyi yakalamış. Yazarımızın seçtiği, hepimizin tanıdığı ve romanın başkarakterlerden biri olan ünlü filozof Nietzsche, felsefesiyle romana bambaşka bir hava katıyor. Bu felsefeden yola çıkarak hayatınızda bazı değişiklikler yapabilirsiniz belki, kim bilir. Ayrıca doktor-hasta arasında geçen diyaloglardan ders çıkarmak mümkün.

Terapi yaklaşımlarına bakacak olursak felsefe ile psikolojinin ayrılmaz bir bütün olduğu açıkça görülebilir. Bu yüzden yazarımızın romandaki hastayı bir filozof olarak seçmesi gayet iyi bir fikir. Birbirleriyle ilişkili olan psikoloji ile felsefeyi iyice harmanlayıp ortaya böyle nitelikli bir yapıt çıkarmak gerçekten takdire şayan.

Kitapta, psikoterapinin ortaya çıktığı ilk zamanlardaki yapılan çalışmalar, gerçekleşen vakalar, tedavi yöntemleri ve bazı teknikler detaylı bir şekilde ele alınmış. Vakalarda kullanılan tekniklerin işlevselliği kesin olarak bilinmediğinden ve farklı teknikler kullanılırken, sizde bir gözlemci olarak ” şöyle olsaydı daha iyi bir sonuç verebilirdi” veya ”burada böyle bir adım atmak sakıncalı” gibi yorumlarda bulunabilirsiniz.

Gayet etkileyici bir kitap. Kitabı bitirdikten sonra felsefeye olan ilginiz biraz daha artabilir. Şahsen bende öyle oldu. Herkesin okuyabileceği bir kitap. Dil bakımından anlaşılabilir ve fazla tıbbi sözcük yok. Özellikle Psikoloji ve PDR öğrencilerine tavsiye ederim. İyi okumalar…

Ayrıca kitabın filmini de izleyebilirsiniz.

 

Kariyeri boyunca çok ciddi çalışmaların altında imzası bulanan ve bilime yaptığı katkılardan dolayı Avrupa’da meşhur bir doktordur Breuer. Hastalarının fazla olması sebebiyle ailesine vakit ayıramayacak kadar yoğundur fakat kendisine tatil yapması için birkaç fırsat doğar ve tatile gitmeye karar verir. Eşiyle birlikte Venedik’e tatile çıkan Dr. Breuer tanımadığı birisinden bir not alır. Notta acil bir meselenin olduğu ve bir an önce kendisiyle buluşmak üzere belirtilen bir adres yazıyordur. Breuer bu durum karşısında hiç hoşnut olmamakla birlikte diğer bir yandan da oldukça meraklıdır. Buluşma için verilen adrese gider ve kendisine notu gönderen kadınla karşılaşır. Kadın oldukça güzeldir ve Breuer’i etkisi altına alır. Breuer kadının küstahça tavırlarından dolayı rahatsız olsa da bu güzel kadınla oturmak hoşuna gitmiştir. Kadının adı Lou Salome’dir. Lou, doktora kendisi ve edebiyat tarihi için çok değerli bir hastası olduğunu söyler ve bu hastayı tedavi etmesini ister. Bu hasta Nietzsche’dir. Breuer, bu isteğe karşı ne kadar dirense de karşısındaki güzel kadını kıramaz ve bu tedaviyi kabul eder. Ancak Nietzsche, kimseden medet ummayan, tek başına hayatını sürdüren, yalnız ve katı bir adamdır. Bu tedaviye yanaşmayacağı kesindir. Bu sebeple mesleki etiğe ne kadar ters

düşse de Breuer ve Lou yaptıkları plan ile Nietzsche’yi ikna ederler. Ve Nietzsche, Viyana’ya Breuer’in hastası olarak gelir…

 

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir