KUMARBAZ – DOSTOYEVSKİ

KUMARBAZ – DOSTOYEVSKİ

 

Kitabın Adı: Kumarbaz

Yazar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Baskı Tarihi: Haziran 2017, İstanbul

Sayfa Sayısı: 187

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın Türü :Roman, Edebiyat

 

Arka Kapak

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I. Nikolay’ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. Dostoyevski Kumarbaz’da tutkulu bir aşkla kumar tutkusunu bir arada anlatırken insan ruhunun derinliklerini büyük bir güçle sergilemiştir.

Koray Karasulu (1975): İ.Ü. Rus Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur. Rus edebiyatının kilometre taşları olan Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy, Gogol, Gorki gibi yazarların önemli eserlerini Türkçeye çevirdi. Pek çok Rus klasiğinin redaktörlüğünü yaptı. Gogol’den yaptığı Evlenme ve Müfettiş çevirileri Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

 

 

Yorum

Dostoyevski, bu kitabını ticari sebeplerde 25 günde yazdığını öğrendim. Ayrıca kumara olan tutkusu bir hayli fazlaymış. Hatta söylenilenlere göre kitaptaki başkahraman kendisi imiş. Neyse…

Kitabı okurken baya eğlendiğimi söylemek istiyorum. Çünkü insanların para için kırk takla atarken sergiledikleri davranışları, kurguladıkları senaryoları oldukça komik buldum. Hayatları tamamen para olan insanların bu tutkunun, onları aşktan, sevgiden, dostluktan, aileden nasıl mahrum ettiğini görmek komik gelmekle birlikte acınası da gelmiyor değil. Bu tutku onları bazı şeylerden mahrum etmiyordur belki. Tam aksine paraya aşık olmuş, parayı sevmiş, parayla dost olmuş ve parayla aile kurmuş olan insanlar için bu sözcüklerin anlamı farklı olmalı muhakkak. Günümüzde de görmüyor muyuz sanki… 70 yaşındaki kadınla evlenen genç adamı veya aralarında 40-50 yaş olmasına rağmen babası yaşındaki adamla evlenen kadınları. Miras avcılığı da meslekleşme sürecinde gibi görünüyor. Bu anlattıklarımı romanda açık bir şekilde görebilirsiniz. Gelelim kumarbazlığa. Dostoyevski kumarbaz olmayı ve kumarbazlığın neler getirdiğini ve götürdüğünü çok iyi bir şekilde anlatmış. Kumar tutkusunun vazgeçilemez olduğu, insan hayatının bir parçası haline geldiğini ve en zor zamanlarında insanın sığındığı bir liman olması, romandaki karakterler için oldukça tabii bir alışkanlık. Bu tutkuya kapılarak hayatlarını, hayallerini, umutlarını ve daha birçok şeyini ”Çaresizler Durağında” bırakmak ne kadar doğru. Çaresizler Durağı’nda kazanan olmaz. Tam aksine masada kazansan bile aslında kaybetmişsindir. Aşk gibi sevgi gibi… O yüzden ”Çaresizler Durağı” diyorum.

İçeriğe gelecek olursak;

Burjuva sınıfına ait olan ama bir o kadar da bulunduğu sınıf içinde alt tabakada olan Aleksey İvaneviç (başkahramanımız) bir kumarbaz ve öğretmendir. Çar ordusundan emekli bir generalin akrabasıdır. Ve generalin üvey kızı olan Polino’ya aşıktır. General sağlam bir meslek hayatıyla ve vakur kişiliğinden taviz vermez ve çevresi tarafından soylu olarak tanınır. Emekli olduktan sonra parasının bir kısmını kumarda kaybetmiştir. Ve halasından(büyükanne) gelecek olan mirası beklemekle birlikte büyükannenin ölümünü beklemektedir. General zengin bir Fransız soylusu olan Mlle. Blanche ile evlenmek istemektedir. Blanche ise tam anlamıyla aç gözlü, para dışındaki her şeyi önemsiz gören bir kişiliktir ve generale gelecek olan mirastan haberi olduğu için generalin peşini bırakmaz. İngiliz genci olan Astley ise iş için orada bulunmaktadır ve Aleksey İvaneviç ile iyi geçinmektedir. Ve Fransız soylusu portresi çizen De Greux. Kahramanımız bu kişiler arasında yaşanan entrikalar içinde savrulup durmaktadır.

Aleksey İvaneviç tarafından anlatılan olaylarda kahramanımızın aşka nasıl yenik düştüğünü, kumar tutkusunu yenemeyişini ve kendisini aşağılık bir insan olarak görmesiyle yaşadığı çatışmayı net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Bu açıdan psikolojik tahliller yapmak mümkün.

Kitabın dili oldukça sade ve akıcı. Kitapta geçen baya

Fransızca cümle var ama anlamları dipnot kısmında belirtilmiş. Ders çıkarabileceğiniz bu sürükleyici kitabı okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar…

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir