İNSAN OLMAK – ENGİN GEÇTAN

İNSAN OLMAK – ENGİN GEÇTAN

 

Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2019
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık

 

Arka Kapak

İlk kez yayımlandığı 1983’ten günümüze defalarca baskı yapmış ve okurla kurduğu yapıcı ilişkiyi kanıtlamış olan bu kitabında Engin Geçtan insan olmanın ikilemini şöyle anlatır: “Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”

Son yirmi yılın dünyasındaki sosyal ve maddi değişimler düşünülürse, kirpilerin birbirine daha da ihtiyaç duyduğunu, her kirpinin bu ikilem karşısında kendi cevabını bulması gerektiğini, tam da bu yüzden İnsan Olmak’ın bugün daha da güncel olduğunu söyleyebiliriz.

 

Yorum

Kitabın adı bazılarımız için ne kadar basit olarak algılansa da yazar anlattıklarıyla insan doğasının ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuş. İnsan doğası farklı açılardan tartışılmış ve insan davranışlarının altında yatan mekanizmalar bir bir incelenmiş. Kitaba kuramsal açıdan bakıldığında varoluşçu ve psikanalitik kökenli yaklaşımlar daha hakim. Yazar insanı doğuştan ne tamamen yıkıcı ne de tamamen yapıcı olarak ele alıyor. Bu iki özelliğin de her insanda bulunduğu ve bunlardan hangisinin egemen olacağına ise kişinin içinde bulunduğu hayat koşulları ve yetiştirilme şeklinin etkili olacağını söylemekle birlikte bu durumun her zaman bu koşullara bağlanamayacağını da belirtiyor.

Kitapta insan ilişkileri konusu da büyük ölçüde yer kaplıyor. Gerek ikili ilişkiler gerek insanın kendisiyle olan ilişkisinin kazandığı boyut insanın varoluşsal dünyası için önemli bir etmendir. Peki bizler bu ilişkilerin hangi boyutundayız ve ilişkilerimizi nasıl yönetiyoruz. Kitapta bu konular üzerinde çokça durulmuş ve farkındalık oluşturulmak istenmiş.

 

 

Geleneksel kültür döneminden çağdaş kültür dönemine doğru ilerleyen günümüz insanının bu geçiş aşamasında nasıl sıkıştığını ve çaresiz kaldığını da görebiliyoruz. Yazar bu geçiş aşamasındaki varoluş problemini ve iletişim kıtlığını dikkatle ele almış ve sebeplerini irdelemiş. Bu açıdan bakıldığında günümüz ilişkilerine ve yaşam tarzlarına ilişkin ortada açıkça duran ama bir o kadar da göremediğimiz gerçeklere ışık tutmuş. Kendisindeki doğruları ve yanlışları görmek, insan hayatına yönelik bazı gerçeklerle yüzleşmek ve kendisinde farklılık yaratmak isteyenler için yol gösterici bir kitap. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar…

 

Alıntılar:

”Kendisine değer vermeyen insan başkalarının duygusal ihtiyaçlarını da algılayamaz.”

”İnsanları sevebilmek, onlarla baş edebilecek yöntemleri geliştirebilmeyi gerektirir. Bununla kastedilen, karşımızda düşmanlar varmışçasına geliştirilecek savunma yöntemleri değil, kendimizi dürüst ve açık bir biçimde yaşayabilme yürekliliğini gösterebilmektir. Sinsice yaşanan duygular, insanların bize, bizim de onlara ulaşabilmemizi engeller. Çünkü onlar gerçek bizi değil, gösterdiğimiz yanlarımızı kabul ederler. Sonunda, kabul edilen gerçek benliğimiz olmadığından, kendimizi de kabul edilmiş hissedemeyiz.”

” ”Önce kendine, sonra başkalarına” ilkesi ilk bakışta bencilce bir y

aklaşım olarak değerlendirilebilir. Ne var ki, bir insan ancak kendisine verebildiğinde diğer insanlara da ”gerçek anlamda” verecek şeyi olur.”

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir