George Orwell – 1984

George Orwell – 1984

SAVAŞ BARIŞTIR

ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR

CAHİLLİK GÜÇTÜR.

 

Kitabın Adı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

Yazar: George Orwell

Baskı Tarihi: Ocak 2018, İstanbul

Sayfa Sayısı: 350

ISBN: 978-975-07-1853-3

Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four

Çeviri: Celal Üster

Yayınevi: Can Yayınları

Kitabın Türü :Roman, Edebiyat

 

Arka Kapak Bilgisi

George Orwell
CAN YAYINLARI

Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (…) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

 

Korkulu Ütopya

Okumak için geç kaldığım bir diğer kitap…

Elden ele dolaşan, hemen hemen her okurun kütüphanesinde bulunan bir başyapıt.

Ülkemizde oldukça popüler, çoğu insanın beğenisini çeken ve ders çıkardığı bir eser.

Bende bu sebeplerden ötürü okumaya başladım ve şimdi iyi ki okumuşum diyorum…

2 + 2 = 5

Orwell, ütopyasında insanlara adeta bir uyarıda bulunuyor. Kitapta,  totaliter bir rejimin hüküm sürdüğü; baskıcı, insanlara özgürlük tanımayan, onları otomatlara dönüştüren tek partili bir yönetimin, halkını bu sisteme nasıl alet ettiğini ve belli bir ideoloji doğrultusunda halkını nasıl yozlaştırdığını, onları nasıl itaatkar hale getirdiğini eşsiz bir kurguyla görebilirsiniz. Orwell, olayları en ince ayrıntısına kadar işlemiş. Ayrıca kitapta geçen olayları ”yaşanabilirlik” kavramından pek uzakta tutmamış. Bunlardan dolayı kitap bir noktadan sonra ütopya olmaktan çıkıyor. En azından ben  böyle düşünüyorum. Çünkü kitapta gerçekleşen olayların hemen hemen hepsinin günümüz dünyasında yaşanmama ihtimali yok, yaşanmayacak da diyemeyiz elbette.

Diğer bir yandan olaylardaki gerçeklik payından ötürü oldukça düşündürücü bir kitap. Hakim olan yönetim şekli ve toplum düzeni nedeni ile yaşananları ister istemez sorgular hale geliyorsunuz. Tarihin bazı dönemlerine ışık tutan bu distopya, doğruları ve yanlışları göz önüne getirmekle kalmıyor, olması gereken toplum düzenine yönelik farklı bir bakış açısı kazanmamızı da sağlıyor. Konu bakımından Orwell’ın diğer kitabı, yergisi olan ”Hayvan Çiftliği” bu kitaba oldukça benziyor. Onu da okumanızda fayda var.

Ek olarak kapak tasarımını ilk gördüğümde bana bir anlam çağrıştırmadı ama kitabı bitirdikten sonra ne kadar anlamlı olduğunun farkına vardım.

Okumanızı tavsiye ederim.

 

 

İçerik

Winston Smith, üst kısımda tarif ettiğim bir düzen içinde yaşamaktadır. Yöneticiler, bu düzeni öylesine sistemleştirmişlerdir ki insan düşünemez hale gelmiştir, otomata dönüşmüştür. İnsanlar için özgürlüğün, ailenin, arkadaşlığın, cinselliğin hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar için yalnızca BÜYÜK BİRADER vardır. Onu lider olarak görmeli, onun istediği toplum düzenine karşı çıkmamalı ona itaat etmek gerekir. Kimdir bu BÜYÜK BİRADER ? Her yerde boy boy posterleri bulunan, hangi açıdan bakarsanız bakın gözü daima üstünüzde olan, yaptığınız her şeyden haberi olan biridir. Eminim okudukça daha iyi tanırsınız. Bir de insanları hiç durmaksızın izleyen tele ekranlar vardır. Evlerde, iş yerlerinde, sokaklarda hemen hemen her yerde bu tele ekranlardan bulunur. Bu ekranlar sizi görebilir ve duyabilir. BÜYÜK BİRADER’in sözünden çıkacak olursanız sizi tespit eder ve ansızın ”düşünce polisini” ensenizde hissedebilirsiniz ve buharlaştırılmanız kaçınılmaz olabilir. Düşünce polisleri, anladığınız üzere düzene karşı gelen, düzen hakkında olumsuz fikirler üreten beyinleri yakalamakla görevli kişilerdir.

Gelelim bu partinin insanları nasıl el altında tuttuğuna…

”Çiftdüşün” işlemi

”Hem bilmek hem de bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalanlar söylerken bir yandan da tüm gerçeğin ayırdında olmak, çeliştiklerini bilerek ve her ikisine de inanarak birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak, mantığa karşı mantığı kullanmak, ahlaka sahip çıktığını söylerken ahlakı yadsımak, hem demokrasinin olanaksızlığına hem de Parti’nin demokrasinin koruyucu olduğuna inanmak; unutulması gerekeni unutmak, gerekli olur olmaz yeniden anımsamak, sonra birden yeniden unutuvermek; en önemlisi de, aynı işlemin kendisine de uygulamak…”

”Yenisöylem”

Yenisöylem bu rejimin resmi dilidir. Parti’nin ideolojisini halka empoze etmek için eski dilde (Eskisöylem) yapılan değişikliklerle birlikte oluşturulmuş yeni bir dildir. Yöneticiler eski dildeki birçok kelimeyi kaldırmaktadır, dili üst düzeyde sadeleştirmişlerdir. Bunun amacı insanların düşünmelerini engellemektir. Düşünen insan sorgulamaktadır ve sorgulayan insan yönetime başkaldırabilir, yönetim aleyhine fikirler üretebilir ve alt sınıflara bölünebilir. Parti’nin isteği ülkeyi böyle insanlardan arındırmak olduğu için Yenisöyleme ihtiyaç duyulmaktadır. Ortaya çıkan sözcükler veya yeni oluşan dil öyle bir hale gelmelidir ki beşeri özelliklerden ziyade Parti’nin özellikleri ön plana çıkmalıdır ve bu doğrultuda hareket edilmelidir. Örnek vermek gerekirse;

” Özgür sözcüğü Yenisöylem’den çıkarılmış değildi ama ”Sokağa çıkmakta özgürsün” ya da ”düşünsel özgürlük anlamında kullanılmıyordu, çünkü siyasal ve düşünsel özgürlük artık birer kavram olarak bile kayıplara karışmış, dolayısıyla adlandırılmasına bile gerek kalmamıştı.”

”Yenisöylem, düşünce ufkunu genişletecek biçimde değil, daraltacak biçimde düzenlenmişti.”

Böylelikle sözcükler azaltılarak, kelimelerin diğer anlamlarını yok yadsıyarak insanların düşünmeleri engellenmiştir.

Yenisöylem’de yaptırılan bir diğer uygulama ise tarihin yadsınmasıdır. Parti, verdiği vaatleri gerçekleştiremediği takdirde Yenisöylem’deki çalışanlar bu konunun geçtiği tüm belgeleri inceler Parti’nin aleyhine olan yazıları düzenleyip yenilerini basar ve eski belgeleri ”bellek deliğine” gönderir. Bu yüzden geçmiş yoktur, önemli olan şimdidir.

İşte Winston Smith, böyle bir dünyadaki insanlarla, yöneticilerle, düşüncelerle ve BÜYÜK BİRADER ile mücadele etmek için çabalar. Kimin kazandığını siz görün. İyi okumalar…

 

Kitaptan…

“Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.”

“Aslına bakarsan bugün anladığımız anlamda bir düşünce olmayacak. Bağlılık düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.”

“Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça bilinçlenemezler.”

“Hükmetmek acı çektirmek ve aşağılamakla olur. Hükmetmek insanların zihinlerini darmadağın etmek, sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur.”

“İktidar bir araç değil, amaçtır. Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük kurmak için devrim yapar.”

“Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan deli olmuyordun.”

“En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır.”

“Özgürlük iki kere iki dört eder diyebilmektir.”

“Ama refahın artması da, hareket tarzındaki yumuşamalar da, reformlar ya da devrimler de, insanlığı eşitliğe bir adım bile yaklaştırmamıştır.”

”Her eksi

ltme bir kazançtı, çünkü seçim alanı ne kadar daralırsa, insanların düşünmenin ayartısına kapılma olasılığı da o ölçüde azalırdı.”

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir