Deli Kurt – Hüseyin Nihal Atsız

Deli Kurt – Hüseyin Nihal Atsız

Sayfa Sayısı: 246

Yayınevi: Ötüken Neşriyat

İlk Baskı Yılı : 2012

Arka Kapak:

“Deli Kurt”, Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayazıd’dan sonra “Şehzadeler Kavgası” diye anılan devrin tarihî bir romanıdır. Bir bakıma göre de “Bozkurtlar”da başlayan Orta Asya’daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu’da devamıdır. Şehzadeler arasında süren ve tafsilâtı henüz yeterince aydınlanmamış bulunan çarpışmada Yıldırım’ın oğulları hayat ve taht mücadelesinin hem kahramanca, hem şairane, hem de sefîhane bir örneğini vermişler ve birbiri ardınca hayata veda ederek meydanı içlerinden birisine bırakmışlardır. Bunlar arasında en talihsizi ve hayatı en az bilineni İsa Çelebi’dir. Deli Kurt, İsa Çelebi’nin meçhul bir oğlunun dramıdır. Bu dram daha sonraki asırlarda daha büyük bir şiddetle sürüp gidecek ve yüzlerce şehzadenin hayatına mal olacaktır. Romanda görülen parlak bakışlı, gözlerine bakılamayan kız, hayalî bir tip değildir. Zamanımızda Muğla köylerinden birinde böyle bir kız yaşamıştır ve belki de hâlâ yaşamaktadır. Roman yazarı, bu parlak ve büyülü bakışları beş yüz yıl öncesine götürmekle esere çeşni vermekten başka bir şey yapmamıştır.

Yorum:

Atsız’ın okuduğum ilk kitabı oldu. Kitap benim de okumaktan zevk aldığım tarih ve aşk konularının birleşiminden oluşuyor. Tarihin tozlu sayfalarında gezinirken bu güzel uyumun verdiği haz epey fazlaydı. Kitap, tarihimizin belli bir dönemini ele aldığından dolayı tarihsel bir yapısının olması yanında yazarın bazı karakterlere atfettiği özelliklerden ötürü fantastik bir yapıt olduğu da söylenebilir. Oldukça yalın ve anlaşılır bir dile sahip olmakla beraber oldukça öğretici bir eser. Tarihimizde fazla anılmayan karakterleri yakından tanımak pek keyifliydi. Ayrıca yazarın betimlemeleri ve okura yaşattığı duygular o kadar derin ve etkileyici ki sizi mütemadiyen merak içinde bırakıyor ve bir sonraki bölüme devam edip etmeme konusunda tereddüt yaşıyorsunuz.

Romanın konusu ve olay örgüsünden kısaca bahsedecek olursak:

1402-1403 Ankara Savaşı’nda Timur İmparatorluğu’na yenilen Osmanlı Devleti, padişahını yani Yıldırım Bayezid’i esir olarak kaybetmişti. Bu ağır yenilgiyle birlikte sert rüzgarların estiği, şehzadelerin birbirlerini düşman olarak gördüğü Fetret Devri’ne ilk adım atılmış oldu. Yıldırım Bayezid’in oğullarından biri olan İsa Bey, bu sert dönemde mücadele veren bir şehzade idi. Diğer kardeşleri gibi o da taht için mücadele etmiş fakat kader bu fırsatı belli bir müddet Süleyman Çelebi’ye, daha sonra ise Mehmet Çelebi’ye vermişti. Olayların istediği gibi gelişmeyeceğini anlayan İsa Bey, hamile olan karısı Bala Hatun’u güvendiği adamlardan biri olan Çakır’a emanet etmiş, doğacak çocuğun erkek olması durumunda onu korumasını ve Osmanlı hanedanı soyundan olduğundan bihaber yetişmesini istemişti. Çünkü taht koltuğuna bir adayın olduğunu öğrenen Osmanlı yöneticileri, doğacak çocuğun peşine düşecek, hayatı tehlikeye girecekti…

 

 

Bu kısımdan sonrasını ipucu, spoiler(bir şeyin önceden reklamı) olmaması için bahsetmeyeceğim. Yukarıda sadece giriş kısmını özetlemekle beraber kitabın büyük bir bölümünde yaşanan tarifsiz aşktan bahsetmeyip onu sizlere bırakıyorum. Herkesin -yazar hakkındaki ön yargılara takılmadan- okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar dilerim…

Alıntılar:

”Osmanlılar ne birleşik Haçlılardan çekinirler, ne de yeni bir Aksak Temür Beğ’in çıkmasından telaşa kapılırlardı. Fakat bir Osmanlı şehzadesinin meydana atılmasından büyük huzursuzluk duyarlardı. Osmanlı ancak Osmanlı’dan korkardı.”

”Gönül, kader adında

Bir tuzağa atılmış.

Gönül birçok duygudan

Ve oddan yaratılmış

Yasa neymiş, anlamaz;

Tasa çeker, inlemez,

Çünkü aşka satılmış.

Gönül için acı ne?

Her söz gide

r gücüne.

Gönüllerin içine

Biraz ağu katılmış…”

 

 

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir