Cesur Yeni Dünya – Aldous HUXLEY

Cesur Yeni Dünya – Aldous HUXLEY

Stok Kodu: 9789756902165
Boyut: 13.50×21.00
Sayfa Sayısı: 272
Basım Yeri: İstanbul
Baskı: 26
Basım Tarihi: 2018-09
Çeviren: Ümit Tosun
Kapak Türü: Ciltsiz
Kağıt Türü: 2. Hamur
Dili: Türkçe

 

Arka Kapak:

“Endişe Çağı’nın başyapıtı.”

– Ursula K. Le Guin

“Kışkırtıcı, aydınlatıcı, şaşırtıcı ve büyüleyici.”

– Observer

“Ben keyif aramıyorum… Gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum… Günah İstiyorum.”

Aldous Huxley, sadece kurgularıyla değil, kurgudışı kitaplarıyla da 20. yüzyılın en üretken isimlerinden biri. Yazarın en bilinmedik ve en güçlü eseri olan Cesur Yeni Dünya ise satirle öngörünün birleştiği, kendi distopyasını yaratan bir ütopya.

Teknolojik tek gerçeklik, duyguların ise uzak durulması gereken kavramlar olduğu bu gelecekte Ford, Tanrı’nın yerini almıştır. Aile kavramının yozlaşma göstergesi olarak algılandığı bu çağ, soma adı verilen hap sayesinde herkesin mutlu ve hayattan keyif aldığı bir sistem üretir.

Hiç kimse daha önce beraber olduğu kişiyle bir kez daha beraber olmaz, çünkü “herkes herkes içindir”. İnsanlar makinelerden doğar, üretim kalitesine göre ise Alfa, Epsilon gibi sınıflara ayrılır. Ancak bu sistemin dışında, şehirden uzak bir yerlerde komün hayatı sürdüren bir başka topluluk daha vardır.

Bu topluluğun sürdüğü yaşam, teknolojinin egemenliğine bir alternatif olabilir mi? Yoksa bu ütopya da başarısız olmaya mahkum mudur?

Cesur Yeni Dünya, korkak bir geleceğin en eski anlatılarından.

 

Yorum:

Cesur Yeni Dünya. Kitabın adı, Shakespeare’ın ”Fırtına” adlı eserinde ”Miranda” karakterinin repliğine dayanıyor. Bununla birlikte kitapta da Shakespeare’ın alıntılarına fazlasıyla yer verilmiş ve kitaba şiirsel bir hava katılmış.

Kitabı çok beğendim. Bilim kurgu pek okumama rağmen oldukça etkilendim. Aldous Huxley, 1926 yılında gerçekleştirdiği Amerika ziyareti sırasında karşılaştığı toplumu -insanların aşırı alkol, uyuşturucu kullanması ve aşırı tüketim- gördükten sonra izlenimlerini hiciv çerçevesinde romanına yansıtıyor. Ayrıca Amerikan otomobil üreticisi Henry Ford’un ürettiği T model araç sayesinde piyasaya hükmetmesini ve yazarın Fordizme olan tavrını tüm çıplaklığıyla görmemiz mümkün.

Cesur Yeni Dünya, George Orwell’ın 1984 romanına göre biraz daha iyimser diyebilirim. Zira, 1984’deki kadar baskı, çeşitli yasaklar ve işkenceler bu romana hakim değil. Şahsen 1984’ün kurgusunda daha fazla gerçeklik payı bulduğum için bu romandan daha çok etkilemişti beni. Aldous Huxley’nin, Orwell’a bu iki kitap hakkında yazdığı mektubu internette gezinirken gördüm. Merak edenler için.(Tıklayınız)

Gelelim bu etkileyici distopyanın içeriğine:

Anne, baba sözcüklerinin tiksindirici ve yasak olduğu bir toplum düşünün. Doğum yasak ve insanlar kendi istedikleri şekilde insan üretebiliyor. Üreme teknolojisi çok gelişmiştir ve insanlara uykuda öğrenim tekniği ile eğitim veriliyor. Üretilecek olan insan özelliklerine göre kuluçka ortamı hazırlanıyor ve embriyolar için istedikleri özelliklere göre şartlandırmalar yapılıyor. Sevgi,aşk,acı hiçbir duygu bir şey ifade etmiyor insanlar için. İnsanlar tüketime odaklılar ve herkes yalnızca kendi görevini yerine getiriyor. İnsanlar olumsuz bir olay yaşadıklarında, dinlenme ihtiyacı hissettiklerinde en küçük stres durumunda soma denen uyuşturucu kullanıyorlar ve birkaç saat etkisini sürdüren bu ilaç insanı tüm acıdan yoksun bırakıyor ve bu süre içerisinde dünyanın en mutlu insanı olabiliyorsunuz. Bu uygarlıkta tek eşlilik nefret edilen bir yaşam tarzı ve insanların hayat felsefesi ”herkes herkes içindir.” Cinsel ilişkilerde süreklilik vardır. Bunun için üretilen ilaçlar söz konusudur.(haz verici sakızlar) ve çok eşlilik bu toplumda kabul görür. Bu kişiler tamamen yöneticilerin istediği gibi şartlandırılmıştır ve herhangi bir başkaldırı söz konusu değildir. Yöneticiler asıl tarihi yadsımakla birlikte tarihi, tanrıları olan Ford’un doğumuna göre belirliyorlar.(F.S.) İnsanları çok küçükken doğaya; hayvanlara, çiçeklere karşı elektrik şoku ile şartlandırıp, insanların doğa sevgisi yüzünden işten kaytarabileceği  ve bunun sonucunda da üretimde azalmanın yaşanabileceği ihtimaline karşı önlem alıyorlar. Keza doğa sevgisinin önüne geçmek için doğa içerisinde yapılan spor yerine aletler tercih ediliyor. Ayrıca insanın oturup kitap okumasını üretimin önüne geçeceğini düşündüklerinden ve insanların düşünmelerini engellemek maksadıyla kitaplar kasalarda tutuluyor. (Yüce Fordu konu alan kitaplar hariç) Topluma katı bir kast sistemi hakim ve ‘Delta’,’Alfa’,’Beta’,’Gama’ ve ‘Epsilon’ olmak üzere beş sınıfa ayrılıyor.

 

 

Kitap, Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde bir grup öğrencinin gezisiyle başlıyor.

KŞM müdürü, burada yapılan insan üretimiyle ilgili yukarıda bahsettiğim insan tipi hakkında öğrencilere birtakım bilgiler verir. Uygarlıktaki hayat hakkında detaylı bir anlatımdan sonra bu uygarlıkta görevli olan iki kişi uygarlıktan ayrılıp gezi için vahşi yaşam bölgesine gider. Vahşi yaşam bölgesinde yerli Amerika halkı yaşamaktadır ve oradaki insanlar için oldukça geri kalmış bir toplum olduklarını söyleyebiliriz. Daha sonra, alınan bir kararla vahşi yaşam bölgesinden alınan iki kişi uygarlığa götürülür ve romana hakim olan durgunluk burada kırılır.

Kitap detaylı bir şekilde incelenebilir. Yazarın tasvirlerinin oldukça detaylı olması beni ilk başta biraz sıktı ama romanın son kısımları oldukça sürükleyiciydi. 16. ve 17. bölümler romanın vermek istediği mesajları soru cevap şeklinde bizlere sunuyor. Farklı insan profilleri ve ruhsal betimlemelerinin iyi olmasından dolayı psikolojik tahliller yapılabilir. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar…

 

Alıntılar:

‘Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.” (sf.19)

”Yanlış görevlerde bulunan insanlar, sosyal sistemler hakkında kötü düşünceler besleme ve mutsuzluklarını başkalarına bulaştırma eğilimi gösterirler.” (sf.27)

”Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz.” (sf.71)

”Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.”

”Siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz”

”Bir değerin saygınlığı ve kıymeti, ona ulaşmaya çalışan kadar, o değerin kendisinde de yatar.” (sf.234)

”Bedelsiz hiçbir şey yoktur. Mutluluğun bedelinin ödenmesi gerekir. Siz bu bedeli ödüyorsunuz Bay Watson; ödüyorsunuz, çünkü güzellikle fazla ilgileniyorsunuz. Bende gerçekle fazla ilgilenmiştim; ben de bedelini ödedim.”(sf.227)

”Mutluluk zor zanaat, özellikle de konu başkalarının mutluluğu olunca. İnsan eğer sorgulmaksızın kabullenmeye şartlandırılmamışsa, mutluluk, gerçekten çok daha zor bir uğraş.”(sf.226)

”Duygu ve arzular söz konusu olunca çocukça davranıyoruz.”<

/em>

”Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla şu anda bulunduğun yerden, elindekilerden başla.”

 

 

”Ne mutlu okumuş olana, Ne mutlu bize.”

 – Mert Fatih TURANLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir